|
Kağızmanlı Aşık Cemal Hoca’nın
Sabahat Akkiraz tarafından hatalı okunan 3 şiiri/deyişi
üzerine.
Sabahat Akkiraz’ın
»Yüreğimin Sesi« Albümünden; Kerbela 1
Cemal Hoca’nın
Kendi Kaleminden Olan Şekli
-
Adı geçen Terci-i Bent’in 3. ve 4. bentleri
-
Hasan’ın ağu içti, Leb‑i Sükkâr ah çeker,
-
Hüseyin attan düştü, kime şikâr ah çeker,
-
Nerde kalmış acaba, bak Zülfikâr âh çeker,
-
Ali’nin on bir oğlu, yerde yatar âh çeker,
-
Fatma ana ciğeri, sızlar sızlar âh çeker,
-
Ümmi-Gülsüm, Rûkiye, çifte nigâr âh çeker,
-
İbrahim, Kasım ağlar, kılar zâr zâr âh çeker,
-
Hatice ana duymuş, yavrum diyer âh çeker,
-
Meryem, Asiye gelmiş, ağlar ağlar âh çeker.
-
-
Hüseyin attan düştü, sahra-i Kerbelâ’ya
-
Cibril kurban, haber ver, kabrinde Mustafa’ya
-
-
Medine dağlarında, süsenle sünbül ağlar,
-
Taksirât nedir atmaz, esmez oldu yel ağlar,
-
Dağlar ingil-ingilder, sular sarhoş, yel ağlar,
-
Cümle kuşlar figanda, bak dertli bülbül ağlar,
-
Virânede baykuşlar, hû çeker yîl-yîl ağlar,
-
Kerbelâ’ya kulak ver, sahra ağlar, çöl ağlar,
-
Biten otlar baş eğmiş, çiçek-çimen gül ağlar,
-
Nâlet ola Yezid’e, şâh u gedâ kul ağlar,
-
Ey Murtaza gel yetiş, binekte düldül ağlar,
-
Hasan’ın ağu içmiş, gözyaşları göl ağlar,
-
Kerbelâ imdâd ister, gözler seni yol ağlar.
-
-
Hüseyin attan düştü, sahra-i Kerbelâ’ya
-
Cibril kurban, haber ver, kabrinde Mustafa’ya
Sabahat Akkiraz
Tarafından Okunan Şekli
(Hatalı/farklı okunuşların altı kalın karakterlerle yazılmıştır)
-
Hasan’ım ağu içti, Leb‑i Sükkâr ah çeker
-
Hüseyin attan düştü, kime şikâr âh çeker,
-
Nerde kalmış acaba, bak Zülfikâr âh çeker,
-
Ali’nin on bir oğlu, yerde yatar âh çeker,
-
Fatma ana ciğeri, sızlar sızlar âh çeker,
-
. . .
-
. . .
-
. . .
-
-
Hüseyin attan düştü, sahra-i Kerbelâ’ya
-
Cibril kurban, haber ver, sultan-ı enbiyaya
-
-
Medine dağlarında, susamla sümbül ağlar,
-
. . .
-
Dağlar inim-iniler, sular sarhoş, yel ağlar,
-
Cümle kuşlar figanda, bak dertli bülbül ağlar,
-
Virânede baykuşlar, hû çeker yîl-yîl ağlar,
-
Kerbelâ’ya kulak ver, sahra ağlar, çöl ağlar,
-
. . .
-
Nâlet olsun Yezid’e, şâh u gedâ kul ağlar,
-
Ey Murtaza gel yetiş, binekte düldül ağlar,
-
Hasan’ım ağu içmiş, gözyaşları sel ağlar,
-
Kerbelâ imdâd ister, gözedirler seni yol ağlar.
-
-
Hüseyin attan düştü, sahra-i Kerbelâ’ya
-
Cibril kurban, haber ver, sultan-ı enbiyaya
Yukarıdaki manzumenin bazı mısraları alınmamakla eserin bütünlüğüne riayet
edilmeyip, şairin meramını anlatmasına mani olunmuştur.
İyelik hatası vardır:
Hz. Peygamber ve yakınları olan kimseler güzel sözler sarfeden kimseler
olduğundan, bizde »şeker dilli« anlamına gelen Araplarda ise bu tabir »şeker
dudaklı« olarak kullanılır. Böylelikle o kimselerden biri kastıyla, yani
Hz. Hasan’ın lakabı olup, »şeker dudaklı« anlamında olup, ona hitaben (»Hasan’ın«
ağu içmiş) demekle Hz. Hüseyin’e haber veriyor ve o zehir içen şeker
dudaklar acısını unutup bu olay üzerine âh çekiyor.
Sabahat Akkiraz’ın
okumasında ise: »Ey leb‑i sükkar benim oğlum olan Hasan ağu içmiş« demekle
1. tekil şahsa indirgiyor ve anlam değişiyor. Bu durumda şairin
bilgisini ve maksadını aşıp, şairin kişiliğini ve bilgisini inkâr ile başka
sıfata sokmuş olunuyor. Tabii ki bu durum bilinçli ise çok kötü bir
davranıştır, değilse de bilgi yetersizliği ile ummana dalmak tehlikelidir.
Zararın faturası kime çıkar acaba?
Susamla sümbül demekle şairin yöresel dili muhafaza etmesine müsaade
edilmemiştir ki: bu da yine şaire saygıyı getirmeyen bir davranıştır.
İninim-iniler demekle de yine şairin yöresel halk deyimlerini edebiyatımıza
kazandırmasına da mani olunarak başka yörelerin deyişlerinden toparlayarak
yazdığı anlamını vermek şaire yine haksızlık ve muradına mani olmak olarak
değerlendirile bilinir.
Vezni bozmayarak kelime değiştirmeyi anlayamadım ama bilen yorumunu yapsın.
»Nalet olsun Yezid’e.« buradaki »ola« sözcüğü yine »olsun« ile becayiş
ettirilmiş. Sebebini bilmiyorum. Aynı durumda; »gözler seni« yerine
»gözedirler« şeklinde değiştiğini görüyorum. Şiirin aruz ile yazıldığı
düşünelim. O zaman açık/kapalı hece durumu değişeceğinden vezin de
bozulacaktır. Demek ki bazı şeyleri bilmeden değiştirmek doğru olmaz.
İlk sırada olan ve manzumenin 3. bendi olan kısım daha evvelden kaset
yapılmış olduğunu gördüm. Ama bu bölüm parçalanarak alınmıştır ve bölümün
bütünlüğü korunmamıştır. İkinci sıradaki 4. bent ise 11 mısra olarak
mevcuttur. Oysaki Sabahat Hanım buradaki iki mısrayı almamış olmasını
yorumlayamıyorum.
Yine sanatçımızın kaset ve CD tanıtımlarında:
1. Albümde, parçanın Kerkük yöresi ve anonim olduğu,
2. Albümde ise yine Kerkük yöresi fakat söz Kağızmanlı Cemal Hoca
olarak tanıtılmış.
Bu durumda her iki parçanın aynı kişi ve aynı yöre ve aynı halkın dili
olduğu ortadayken bu yanlışların izahı da zor. Hem de Cemal Hoca
Kerkük’te yaşamamıştır. Onun olan bu şiir nasıl olup da orada anonim oluyor
anlamak olanaklı değil.
Cemal Hoca
bu şiirinde herkesi ağlatmıştır. Lanet ettiklerini de lanetlemiştir.
Ağlatmadığı da kalmamıştır. Bu göz ve duyguyla okuyalım ki hedefine 12’den
varsın. Bebeği ancak annesi taşır başkası en kısa sürede ölümüne sebep olur.
Başkaları başkalarının işin türkü çağıra çağıra görürmüş. Cemal Hoca’yı
anlamak için birazcık Cemal Hoca olmak gerekir, onun gibi görmek
gerekir.
Sabahat Akkiraz’ın
»Türkü Hayattır« adlı albümünden Kerbela 2
Cemal Hoca’nın
Kendi Kaleminden Olan Şekli
-
Adı geçen Terci-i Bent’in 1. Bendi
-
-
Yezid’e nalet olsun, niçün uydu hevâya,
-
Allah Allah bu ne hal, yaptı ehl-i âbâ’ya,
-
Hasan’a ağu verdi, zulmetti şehzâdeye,
-
Ümmet gözün kör ola, hele gel bu sahraya,
-
Şimir çaldı hançeri, gerdan‑ı hûb zibâya,
-
Nalet ola o kelbe, düşe kahr-ı Hûdâ’ya,
-
Esen yeller haber ver, bu hali Murtaza’ya,
-
De ki: Çifte kuzular, gitti dâr-ı bekâya,
-
Âl-i Yezid zulmünün, sesi çıkar semâya,
-
Bu ne cefâdır Allah, evlâd-ı Mustafa’ya
-
Hüseyin attan düştü, sahra-i Kerbelâ’ya
-
Cibril kurban, haber ver, kabrinde Mustafa’ya
Sabahat Akkiraz
Tarafından Okunan Şekli
(Hatalı/farklı okunuşların altı çizili ve kalın karakterlerle yazılmıştır)
-
Yezid’e nalet olsun, niçün uydu havaya,
-
Allah Allah bu ne hal, yaptı al-i abaya
-
Hasan’a ağu verdi, zulmetti şehzâdeye,
-
Muhibbi al-i evlât gel, seyret
bu sahraya,
-
Ali Ali yar Ali
-
Şimir çaldı hançeri, gerdan- şah zivaya,
-
Lânet
ola o kelbe, düşe kahr-ı Hûdâ’ya,
-
Esen yeller haber ver, bu hali Murtaza’ya,
-
De ki: Çifte kuzular, gitti dâr-ül bekâya,
-
Ali Ali yar Ali
-
Ali Yezid zulmünün, sesi çıkar semâya,
-
Bu ne cefâdır Allah, evlâd-ı Mustafa’ya
-
Hüseyin atından düştü, sahra-i Kerbelâ’ya
-
Cibril kurban, haber ver, kabrinde sultan-ı enbiyaya
-
Ali Ali yar Ali
Yorum:
Yezid’in havaya uyması ne demek oluyor?
Aslında hava yerine hevâya uydu deseydi nefisine uydu
anlamı olacaktı ama şimdi!
Ehl-i âbâ:
»Âbâ ehli olanlar/ Hz. Peygamberin abasının altına aldığı ehl-i beyti« isim
tamlaması değişerek, al-i aba olmuştur. Anlamı sapmamış mıdır acaba?
İkinci beytin son mısrası Muhibbi al-i evlât gel, seyret bu sahraya,
şeklinde değiştirilmiştir. Bunun için geçerli belge var mıdır?
Üçüncü beytin ilk mısrasında şah zivaya, ne demektir? Anlamını
bulamadım. Ama bildiğimiz kadarıyla bu tamlamanın hûb zibaya olması
gerekiyor ki bir de anlamı var: Güzel ve yakışıklı gibi eş anlamları
bulunuyor. Zaten hûb da güzel anlamını taşıyor. Öyleyse tamamını bakarsak:
Şimir çaldı hançeri gerdanı güzel yakışıklıya olarak algılarız. Hem
de Hz. Hüseyin’i şehit eden katilin adını da Şimir olduğunu da
öğreniriz. Yine bu beytin son mısrasında Farsça bir tamlama vardı: »Dâr-ı
bekâ« şimdi Arapçaya dönmüş ve dar-ül bekâ olmuş. Acaba neden,
bilmiyorum. Hani yukarda bir kere daha demiştik ya bu şiir aruz ise veznine
müdahale etmiyor muyuz acaba. Yani şair iyi yapamamış da bizler onu anlamak
yerine anlan(ma)masını mı sağlama görevimiz var diye kendime
soruyorum.
Nakarattaki »Hüseyin atından düştü, sahra‑i Kerbelâ’ya« mısrasındaki
attan kelimesi atından şekline girmiştir ve vezinde bir hece
ilave edilmiştir.
Bu manzume, 5 beyit ve bir nakaratı olmak üzere 6 beyit
halinde 7 bendi vardır. Sabahat Hanım bu sefer mısralar halında olan
manzumeyi dörtlük olarak göremeyince sanırım onları dörtlüğe çevirmiş ve
bakmış ki 5 beyit toplam olarak 10 mısra ediyor, dörderli olarak
parçalayınca da iki buçuk kıta oluyor. Öyleyse çözümünü pratik olarak
bulmuşlar ve nakaratı da işin içine katınca 12 mısradan üç kıta
çıkıyor.
Ayrıca bu manzumenin içeriği bir ağıttır ki asırlar boyu yürekleri yakan
ateşin daha da çoğalmasıyla ne denli bir anlamı olduğunu söylemek bile
yersizdir. O halde haddimizi de aşmak istemem ama, ağıtların bestesinde bir
faklı yorum üslubuna dikkat edileceğini sanıyordum. Bir oyun havası şeklinde
olursa, bu inanç sahiplerini de incitmiş olabilir düşüncem hâlâ mevcuttur.
Bu düşüncemle iddialı olmamakla birlikte sürç-ü lisan ettiysek affola.
Şimdi aklıma geldi ya: Ç bir öncekinde neden bu yöntem uygulanmamış acaba.
Belki de o başka birinin şiiridir diye yorum yapıyorum ama Cemal Hoca’dan
herhangi bir biçimde »alarak« o şair irtihal denen suçu işlemiştir.
Varan 3: Biz Âşıkız
Şimdi de aynı sanatçımızın okuduğu aynı şairimize ait bir eseri daha var.
Bu eser 7 dörtlükten mürekkeptir.
Ama sanatçımız 1. 2. ve 6. dörtlüklerini okumuştur.
Adı: Biz Âşıkız
Bu şiir/deyiş de yine sanırım Kerkük yöresi ve bilinmeyen kimselerden
alınmış.
Ama bakıyorum ki benim tarafımdan yeniden çevrilerek 2007’de basımı
yapılan »Kağızmanlı Cemal Hoca« adlı kitabın 299. sayfasında 284
numaralı şiir olarak bulunmaktadır. Akıl almaz bir şekilde donup kalıyorum.
Şiirin tamamı 7 dörtlük veya 7 beyittir. Çünkü bu nazım
şeklinde üstat Cemal Hoca Yunus Emre’de gördüğümüz örneklere
benzer bir şiir yazmıştır.
İster dörtlükler halinde 5+3=8 heceli vezinle okuyun yazın, ister
beyitler halinde 8+8=16 heceli vezinle iç kafiye oluşturarak okuyup
yazın.
Ama sanatçımız bu şiirin ikinci kıtasında daha güzel olması için 2 ve
3. mısraların yerini değiştirmiştir.
Ama iki mısra birbirini tamlayan cümleler olunca iş biraz karışmış. Bu
dizeleri aşağıda siz de dikkatle bakınca apaçık göreceksiniz.
Bu uslusuzluk sanırım aceleyle bir şeyler yapanların başına gelir derler ya,
yine de ben bir kişi hariç herkesi tenzih ederim.
Şiirden mevzu olan 2. dörtlüğün açılımına ve yorumuna beraber
bakalım.
-
Biz âşıkız tâ ezeli, her dem söyleriz gazeli
-
Candan severiz güzeli, sevmeyende vicdan olmaz
Bir de şiirin tamamını görelim. Aşağıda Akkiraz’ın yorumladığı kıtalar kalın
puntolarla yazıldı. (Albüm: Kaygusuz)
Cemal Hoca’nın
Kaleminden
-
Olmaz (Biz Âşıkız)
-
-
Biz âşığız ne söylesek
-
Sözümüzde yalan olmaz
-
Sır içinde sır saklarız
-
Hiç kimseye ayân olmaz
-
-
Biz âşıkız ta ezeli
-
Her dem söyleriz gazeli
-
Candan severiz güzeli
-
Sevmeyende vicdan olmaz
-
-
Bezmü elest mestesiyiz
-
Bin bir çiçek destesiyiz
-
Biz güzeller hastasıyız
-
Derdimize derman olmaz
-
-
Biz güzellere taparız
-
Sanma ki yoldan saparız
-
Eşiklerini öperiz
-
Bize başka devran olmaz
-
-
Biz ağlarız yaşın yaşın
-
Var mı senin de telaşın
-
Ala gözün hilal kaşın
-
Bundan artık seyran olmaz
-
-
Git teslim ol bir mürşide
-
Hikmetini gör her şeyde
-
Güzel sevmeyen kişide
-
Vallahi din iman olmaz
-
-
Budur âşıkların hali
-
Daim tevhid okur dili
-
Cemâl Hoca
aşk bülbülü
-
Saksağanda figan olmaz
Sanatçımızın stüdyo kaydından ikinci dörtlüğün şekli şöyledir:
-
Biz âşıkız ta ezeli
-
Candan severiz güzeli
-
Her dem söyleriz gazeli
-
Sevmeyende vicdan olmaz
(Gazel söyleyin ki vicdanınız olduğu anlaşılsın gibi bir şey çıkmakta
ortaya.)
Çok masum gibi görünen iki dizenin yer değiştirmesinin ne denli bir
tuhaflığa dönüşebildiğini belirtmemek yersiz ve bizim de noksanımız olur. Bu
sözleri Cemal Hoca böyle demezdi.
Kerbela şiirleri/deyişlerine, yani bunların Sabahat Akkiraz’a hangi
kanaldan ulaştığına ilişkin kesin bir yorum yapmak şu an olanaklı değil.
Bunu en iyi Akkiraz’ın kendisi açıklayacaktır mutlaka. Ancak »Biz
Aşıkız« adıyla söylenen türküyü dinleyince bunun aslında tipik bir »Kafkas
havası« olmasına karşın (yine bilemediğim bir nedenle) Güney bölgesine doğru
inerken ritmi ve ezgisinden dolayı »Kerkük havası« olarak anlaşılmış olması
muhtemel gibi gelmekte bana. Gerçi Kafkas ve Kerkük havaları da kendi içinde
fark edilir ve ayrılır uzman bir bakışla ama zaten yalnızca ölçüsü olarak
değil ritmi/hızı açısından da ortalama bir sanatçının bunu anlaması zor
olmasa gerek. Yorumu biraz daha ileri götürerek devam edeyim. Belki Kars
yöresinde askerlik yapmış biri bu türküyü öğrenip kendi yöresinde okumuş,
bundan da başkaları öğrenmiştir. Ezgiler, ritimler coğrafi yapıyla birlikte
şekillendiğine göre de Kafkas ezgisi Kerkük dolaylarına taşınmış olabilir.
Ezgi/hava dışında dikkat edilmesi gereken ve (aslında çok da zor olmayan)
bir başka yan ise sözlere kulak vermektir. Kerkük yöresinde geleneksel şiir
boyutunda bu tarzda şiir yazan şair yoktur. Kerkük türküleri de temelde halk
edebiyatının mani (ve de cinaslı) türü üzerine kuruludur. Bunun da gözden
kaçtığı, anlaşılamadığı ortada.
Bir de bütün bunların dışında aşıklık geleneğinde mahlasın geçtiği bölümün
okunmaması önemli bir hatadır. Şiirin/deyişin uzunluğu itibariyle tümün
okunması/yorumlanması uygun görülmeyebilir sanatçı tarafından. Bunu kabul
etmeli. Ancak bir prensip olarak ilk dörtlük (bu bölümler kuble, kıta, beyit
vs. olarak da adlandırılır yerine göre) aradan bir (ya da gerekli görülürse
daha fazla) son dörtlük okunmalıdır. Aşıklık geleneğinde bu, olmazsa olmaz
bir kuraldır. Yine de her durumda albüm bilgilerinde şiirin tümümün özenle
aktarılması gerekir. Bu hem aşığa/şaire saygı açısından hem de bunlardan
yararlanan başka insanlara doğru bilgi verme gereğinden dolayı önemlidir.
Em. Öğr. Ünal Mehmetbeyoğlu
|