Folklor Edebiyat Araştırmaları

    
   
 
  

Internet Ortamında Bilgiye El Koyma Üzerine (ya da Bilgi Hırsızlığının Bir Başka Çeşitlemesi ve Yanılgılar Batağı 2)

Teknolojik olanaklar geliştikçe ve kullanımı kolaylaştıkça denetim kadar denetimsizlik de artmaktadır.

Orwell’in 1948 yılında yazdığı »1984« adlı romanında işlediği gibi bireylerin sözcüğün tam anlamıyla her türlü izlenmesi ve denetlenmesi kişilik haklarının ihlaline ilişkin temel sorunlardan biri olarak düşünülmelidir. Kuşkusu Orwell bu anlamda geleceği görürken, çağdaşlarının çoğu bunun yalnızca kurgu bir romandan öte olmadığı yorumunu yapmaktaydı. Oysa Orwell bunu bir romandan çok yaşadıkları, deneyimleri ve gelişmelere yorumlamasındaki incelikle varolan bazı sistemleri eleştirmekteydi. Gidişatın mantığını çok önceleri kavramış ve buna dikkat çekmeye çalışmıştı. Her ne kadar romanın akışı ve sonu itibariyle umutsuzluğunu ve bazı gelişmelerin neredeyse engellenemez olduğunu vurgulamış gibi görünse de yine de bütün bunlara karşı durmanın insanı insan yapan değerlerin en temeli olduğunu da öne çıkarmıştı. Aydın olmanın belki en açmaz yanlarından biri olan bu karşı duruş üzerine birçok yerde ayrıntılı durduğumdan burada yinelemek yersiz. Zaten bu yazının temel konusu bu değil, girişteki cümlede değinilen ikinci sorun olacak.

İnsan yapısı genellikle başkasının yanlışını açıklamaya daha yatkındır. Kendine yapılan haksızlığı çoğu zaman uç noktalara çekerek eleştirmeyi adet ve görev edinen birçok insan, kendi yaptıkları üzerine bir an olsun bile durma ya da düşünme eziyetine girmez. Dikkat çekildiğinde ve uyarıldığında ise haksızlığı kabul etmek yerine saldırmaya başlayarak yaptığı haksızlığı beslemeye yönelmektedir. Bu da, toplumlarda ciddi bir yozlaşmaya yol açmaktadır. Birkaç gün, birkaç ay ya da birkaç yıl sonra da olağanlaşan bu tavırların neden olduğu sonuçlar kimse tarafından anlaşılamaz duruma gelmektedir. Kimse buna bu gelişmeye bir anlam veremeyince de hemen başka ve dış kötülükler aranarak çözüm bulunmaya çalışılmaktadır.

»Bir kereyle bir şey olmaz« diye başlanan her açıklama daha sonra vardığı noktalarda ciddi toplumsal (hatta toplumlararası) sorunlara neden olabilmektedir.

Burada değinmek istediğim, internet ağının yaygınlaşması (ve yayılma hızından dolayı) denetlenemez olması nedeniyle sorumsuzca başka emeklere el konması konusudur. Bir sanatçının verdiği emeği birkaç dakikada bedava sahiplenme olanağı çoğu zaman ve çoğu insana cazip gelmektedir. Bu konuda yasaların doğru dürüst uygulanmaması, yetkililerin duyarsızlığı gibi nedenler bu karmaşıklığı daha artırmaktadır. Oysa yasaların düzenli işletilmesi birey haklarını olduğu kadar devletin haklarını da korumak anlamına gelmektedir. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde bu tür uygulama eksiklikleri
* bireyin olduğu kadar devletin de önemli kayıpları anlamına gelmektedir. Bireyin (burada üretenin) kaybı üzerine ayrıntılı durmaya gerek yok. Ancak bu denetimsizlik nedeniyle devlete verilen zararın da bir biçimde bireyden kesilen vergilerin haksızca birilerinin eline geçmesi demektir. Dolaylı gibi görünse de bireyin ödediği verginin yine bireylerin ortak yararları için herhangi bir hizmet boyutunda geri dönmesinin engellenmesiyle eşanlamlıdır. İster devletten, ister bireyden olsun haksız kazancın karşısına durmamak bir biçimde onu desteklemektir.

Haksız kazanç üzerine birçok çeşitleme yapılabilir. Dinle, yurttaşlıkla, komşulukla ya da akla gelen birçok başka şeyle açıklamak olanaklı. Hepsinde de aynı biçimde haksızlığa karşı duruş söz konusudur. Bireyler bu açıklamaların birinden birine yakın dururlar genelde. Biri haksızlık der, öteki günah ama sonuç aynı dürüstlük anlayışıyla örtüşür çoğu.

Yani bu aksaklıkların teorik olarak ahlaki, dini ya da yurttaşlık bilinciyle denk düşecek yanı yoktur. Ama nedense pratikte bunun tersi olur. Kendisini en ahlaklı, en vatansever, en namuslu, en dindar gören bir birey çoğu zaman bu duyarlılığı göstermez. Tersi olsaydı (konumuz itibariyle) Türkiye her anlamda daha iyi bir yerde olmalıydı.

Asıl çıkış noktası bireyin kendi dürüstlüğüyle başlayabilmesidir. Bunu başarabilmek, göle atılan bir taşın yol açtığı genişleme gibi toplumdaki sorunları çözmenin temeli olabilir. Onun için insanların kendi kendilerini daha dürüstçe sorgulamaları gerekmektedir. Yoksa yukarıda değinildiği gibi bir süre başlangıç noktası unutulmuş ve herşey kavranamaz duruma gelmiş olur.

Yeniden internet ortamındaki emeklere el konmasına döneyim.

Yaklaşık 30 yılımı vererek edindiğim bilgileri, doğru olduğuna inandığım boyutuyla başka insanlara ulaştırmak önemli bir yaşam felsefesi olmuştur benim açımdan. Bunu yaparken araştırma alanımda yetebildiğim oranda ilgili kaynaklara doğrudan ulaşmayı ilke edindim. Adı sanı duyulmamış bir aşığın izine düşüp yaşadığı mekanlarda kendisine ulaşmam ve o aşığı başkalarına duyurmamı, gelecek açısından en değerli kazanımlardan biri olarak görmüşümdür. Onun için de yetişebildiğim oranda bu yöntemi temel almaktayım. İşte çoğu zaman aylarla hesaplanması gereken böyle bir emeğin bazen bir mektup kağıdı boyutunda özetlenmesi ve insanlara sunulmasını kavramaktan yoksun ve kendilerine »önemli görevler« yükleyen birileri tarafından »gönül rahatlığıyla« kullanılması insana ve emeğe yapılan en önemli haksızlıklardandır.

Geçtiğimiz dönemde dikkatimi çeken ve bir rastlantı sonucu inceleyip ürkütücü bir görüntüyle karşılaşmam nedeniyle (şimdilik) iki isimden örnek vermek istiyorum. Biri Ali Ekber Çiçek, öteki Aşık Reyhani. Ölümlerinden sonra haklarında verilen haber, bilgi ve fotoğrafların en az dörtte üçünün temel verileri bana aitti. (Yine de öyle.) Bu iki kişinin üzerinden her türlü ticareti yapan birçok özel ve tüzel kişiler bir kez olsun onlara (ve onlar gibilere) en küçük bir katkıda bulunmazken, ben ciddi emekler vererek web sayfaları yapmıştım. (Böyle bir dayanışmada bulunduğum, aşık, müzisyen, yazar vs. daha onlarcası söz konusudur.) Şunu da özellikle belirtmeliyim, bu insanların hiçbiriyle en küçük bir çıkar ilişkim bulunmamaktadır ve daha da ilginci birçoğu beni tanımaz bile.

Yine yukarıda sözünü ettiğim iki isimden örnek vereyim. TRT’den Türkiye’nin sayılı gazetelerine, internet ortamında yayın yapan yüzlerce (değişik içerikli) sitesine dek bir sürüsü hiçbir kaynak göstermeksizin ve (çoğu da) bir satırını bile değiştirmeden bu bilgileri kullanmakta sakınca görmemektedir. Çektiğim fotoğrafları (neyse ki asılları arşivimdedir) da yine aynı »gönül rahatlığıyla« kullanabilmektedirler.

İlginçliği açısından değinmek istiyorum. Bu yazıda fark edileceği gibi Türkçede tırnak açmak için iki yöntem kullanılır. Ya “tırnak” bu biçimde ya da «tırnak» olarak kullanılır. Bense tüm yazılarımda ters tırnak kullanmaktayım. Eğer çok önemli bir atlama söz konusu değilse Türkçede benim araştırmalarım ve yazılarım dışında »tırnak« bu biçimde kimse tarafından kullanmamakta.

İkinci bir örnek ise bazı durumlarda bu kalın noktayı (
·) kullanmaktayım. Diyelim ki bir şiir bir başkası tarafından bestelendi ve bunu bir satırda ifade etmek gerekiyor. O zaman şöyle kullanmaktayım: Söz: Derviş Kemal · Müzik: Feyzullah Çınar.

İşte buna bağlı olarak benim hazırladığım web sayfalarındaki bu işaretler dahil »kopyala, yapıştır« yöntemiyle alınmaktadır.

Bazıları (örneğin bu sitede, http://www.medyafm.com.tr/bolumler.php?kt=1) ozanlara ilişkin bölüm www.ozanlar.eu sitesinde yer alan hemen her bilgiyi tümüyle ve hiç ama hiçbir kaynak gösterme dürüstlüğüne gerek duymadan aktarmaktalar.

Benim asıl sorunum bu bilgileri paylaşmak değil. Örneğin birilerinin bu bilgileri babalarının çiftliği hesabıyla değil de sorarak, izin isteyerek, en sıradan nezaket kurallarına uyarak kullanmaları uygun olurdu.

İlginç olan yanlardan biri bu bilgileri (en azından) kaynak göstermeksizin kullanan birilerini uyardığımda genellikle çok kabaca ve deyim yerindeyse yavuz hırsız hesabı tepkilerle karşılaşmaktayım. Bunları şimdi sıralamak yerine (olayın hukuksal yaptırımı saklı kalmak koşuluyla) önümüzdeki dönemde site adlarıyla birlikte bu sayfalarda aktarılacak.

Bir saygı göstergesi ve minnet borcu olarak aktarılan
»Emek Verenler« bölümüne tezat olması açısından »Emek Vermeyenler« başlığıyla böylesi siteler yayınlanacak. Bize ulaşan ya kaynak göstererek düzeltildiği ya da yayından kaldırıldığı belirtilen sitelerin adları ise en kısa sürede silinecek.

© Bekir Karadeniz

 

* Yasa yerine uygulama eksikliği deyimini özellikle kullanmaktayım. Çünkü Türkiye’nin bu anlamdaki yasaları genel itibariyle öteki gelişmiş ülkelerden çok farklı ya da geri değil. Sözü edilen, uygulamadaki eksiklik ve yetersizliklerdir.

 

  © BeKaback top