|
|
|
|
Bilgi Hırsızlığının Bir Başka Çeşitlemesi ve Yanılgılar
Batağı
Çağın olanakları gelişip yaygınlaştıkça bir yandan
bilginin gelişmesi ve insanlara »eşit« dağılmasını kolaylaştırmakta, öte
yandan içinden çıkılması giderek zorlaşan bir karışıklığa neden olmaktadır.
Bilginin paylaşılması, yaygınlaşması ve yalnıza »uzman« olmayanların da
katılımlarıyla bazen ilginç ve bir biçimde yüze çıkmayan birçok ayrıntının
gündeme gelmesi mümkün olabilmektedir. Belki tek tek fazlaca göze batmayan
bu ayrıntılar, birleştiğinde önemli verilere dönüşebilmektedir.
Bunun gerçekleşmesi ise ancak bilginin yayılması ve edinilmesinin
kolaylaşmasıyla doğru orantılıdır. Bilgiden uzak kalan bir insanın birçok
ayrıntıyı farkedebilmesi, bilince çıkarması ya da düşünebilmesi için kendi
olanaklarıyla sınırlı gelişmeleri yaşaması gerekmektedir. Oysa, belki bir
biçimde başkaları tarafından zaten bilgi düzeyine yükseltilmiş bu verilerin
üzerinde yenilerini geliştirmek, her süreci yeniden yaşamamak anlamına
gelir. Bu da ilerlemeyi hızlandırır, kolaylaştırır. Atomun antik çağda
yalnızca düşünceyle kavranması, hissedilmesi olmasaydı, bugün bir gerçekliğe
dönüşme süreci çok daha uzun olurdu kuşkusuz.
Bilginin yayılmasının insanlığın genel ilerlemesinde yaralarını sıralamak bu
yazının konusu değil. Onun için önemi ve değerini yeniden vurgulamakla
yetinelim.
Değinilmesi gerek öteki ve önemli konulardan biri de yayılan bu bilginin
denetlenemez duruma gelmesidir. Birçok insan herhangi bir değerlendirme
yapma bilincine sahip olmadığından, deyim yerindeyse içine düştüğü bilgi
deryasında boğulmak bir yana bu deryayı içinden çıkılmaz bir batağa
dönüştürmektedir. Kimsenin kimseye mantıklı birşey söyleme ve anlamlı bir
tartışma yapma olanağı bulamaması, bu batakta buna gücünün de yetmemesi
nedeniyle işler karıştıkça karışmaktadır.
Örneğin her dalda kendini uzman ilan eden ve hiçbir altyapıya sahip olmayan
bilgi artıklarıyla »donanmış« birileri topladıklarını aktararak karışıklığı
artırmaktadırlar. Bu bilgileri değerlendirme şansına ve donanımına sahip
olmayan çoğunluğun bilgilenmeleri de yanlış üzerine kurulmakta ve suya
atılan bir taşın yarattığı dalga gibi genişledikçe genişlemektedir.
Tarihte defalarca örneği görüldüğü gibi, insanlar bir süre sonra da,
uydurulanı bir gerçeklik olarak algılamaya fazlasıyla yatkındır. Birçok
kavmin kendi yaptığı putlara tapınması boyutuna varır bu sorunların bugünkü
biçimine yazının sonraki bölümlerinde yeniden değineceğiz.
Herhangi bir mekanizmanın bu gerçekliği denetleme ve en azından bilerli
standartlara uygunluğunu saptama konumu olmadığından bu konuda bağımsız
kurumlara (ne yazık ki günümüzde böylesi kurumlara çok ihtiyaç var) ve
bireylere çok daha fazla iş düşmektedir. Devletlerin belirli mal
varlıklarını kontrol etmek ve vergi sisteminin düzgün işleyebilmesi için
dönem dönem gündeme getirdiği »nereden buldun« yasasına atfen, Alev
Alatlı’nın ironik olarak sözünü ettiği »nereden biliyorsun« yasası da
olmadığından birçok şey yalnızca daha karmaşık hale gelebilmektedir.1
Şimdi konumuzun temelini oluşturan bilginin yayılmasında matbaanın bulunması
denli önemli bir sıçrama sayılabilecek sanal ortama ve buna ilişkin
karışıklığa gelelim.
Herhangi bir dalda kendini uzman kabul eden birilerinin sayısı çoğaldı. Bu
dalların tümünü sıralamak, ayrıntılı ele almak bizi aşan bir iş. Ancak
konuyu kendi alanımıza daraltırsak iş biraz kolaylaşır.
Folklor kapsamına giren birçok dalda hergün yeni bir web sitesi açılmakta,
her biri bir öteki ya da önceki sitede yeralan verileri herhangi bir
süzgeçten geçirmeden (çoğu da bunu yapacak bilinçten yoksun olduğundan,
süzgeçten geçiremeden) olduğu gibi aktarmaktadır. Bu aktarmalar yanlışların,
eksiklerin, çoğu da taraflı yapılanların yanlış olarak ve izlenmesi
olanaksız bir boyutta yayılmasına neden olmaktadır. Bu siteleri
hazırlayanlar ya yalnızca iyi niyetinden, ya bir biçimde gelir sağlamak, ya
da can sıkıntısı ya da herhangi başka bir nedenden dolayı işin uzmanı
olmaktan öte, yığabildikleri, doldurabildikleri oranda bu ortamların iyi ve
kaliteli olacağını düşünmekteler. Hele bir de ziyaretçi sayılarını
etkileyecek çeşitli (ve çoğu da aldatıcı) yöntemleri uygulayabildiklerinde
birdenbire birer merkeze dönüşebilmektedirler.
Yayıldıkça toparlanması olanaksızlaşan garip durum oluşmakta. Başlangıçta
bireye açık ve serbest tartışma ve gelişme olanağı sunan bu sanal ortam aynı
gelişme hızıyla içinden çıkılmaz karışıklığı da yaratmaktadır.
Bunun önüne geçmenin tam bir çözümü olmaz kuşkusuz. Ancak yine de bir
biçimde belli temel kriterlere uymayan bu ortamların bireylerin dikkatlerine
bağlı olarak öneme alınmaması yerinde olur. Nasıl ki, herhangi bir nedenden
dolayı bir ürünü almayarak onu üretenleri kaliteyi artırmaya zorlamak
olanaklıdır, bunu da aynı mantıkla gerçekleştirmek bireylerin özen
göstermesi sonucu mümkün olabilir.
Örneğin, nedeni bir yana Köroğlu asıl yaşadığı ve bugüne ulaştığı
mekandan koparılarak başka mekanlara taşınmıştır. 2
Kuzeydoğu Anadolu ve Güney Kafkasya’da her mekanda ve tartışmasız her aşığın
repertuarında yer alan bir Köroğlu anlatısı ve birçok Köroğlu
türküsü bulunur. Zaten arşivlere geçenler de temel olarak Kuzeydoğu Anadolu
ağırlıklıdır. Oysa Bolu’ya maledilen bir Köroğlu ile birlikte
özellikle arşivlere bile geçmiş bir Köroğlu türküsü olan »Kiziroğlu«
alınıp Bolu türküsü olarak aktarılabilmektedir. Bunu bilen (şimdilik)
çoğunluk kuşkusuz bunun Aşık Dursun Cevlani kaynaklı bir Kars türküsü
olduğunu bilmektedir. Ancak yanlışı yinelemek doğruyu yinelemekten her zaman
daha hızlı gelişmektedir. Bundan dolayı bu türkü bir süre sonra ciddi
iddialarla Bolu’ya kaydedilmiş olacaktır. Bu kaydedilmeyi insanların
kanıksamaları düzeyinde almaktayız. Çünkü arşivlere ulaşamayan ya da öyle
bir kaygısı olmayan çoğunluk bu yanlışı daha kolay benimseyecektir.
Bir araştırmacı içinde »Ali« geçen her şiiri Alevi şiiri, bunu yazan
her şairi de Alevi şairi olarak alabilmektedir. Buna bağlı olarak
temelde Nakşibendi tarikatından olan bir Ruhsati birdenbire
Alevi şairi olabilmektedir.
Aynı geleneğin içinde yer alan ama Alevi olan Sivaslı Noksani’den
başka bir Noksani bilmeyen çoğunluk herhangi bir yerde Noksani
adını duyduğunda herşeyi bu Noksani’ye maledebilmektedir. Alevi
felsefesiyle hiçbir ilişkisi olmayan Hodlu Noksani, tüm bir yaşam
öyküsüyle birlikte Alevi şairine dönüşebilmektedir. Oysa şiirler
incelendiğinde ya da Hod’un Artvin’e bağlı bir köy olduğu bilinirse bunun
olanaksızlığını kavramak için, deha olmak gerekmediği de anlaşılabilir.
Ferman Baba’nın Kerbela üzerine yazdığı, Kazım Birlik’in
bestelediği bir ağıtta geçen en önemli kavram olan »Gözlerimle su getirdim
yurduna« deyimi bir başka »sanatçı« tarafından alınarak pervazsızca
kullanılabilmektedir.
Yine aynı kavram/dize bir televizyon kanalında Kerbela olayını
anlatan filmin tanıtımı için haftalar boyu yinelenmesine karşın kaynağa
ilişkin en küçük bir gönderme yapılmamaktadır.
Böylesi örnekler gerçekten sayısızca artırılabilir.
Bu ciddi bir tehlikedir ve bir süre sonra önüne geçilmez hatalara
yolaçacaktır.
Sanal ortamdaki ve sanal ortamdan doğan bir başka şey ise daha da olumsuz
boyutlardadır. Değişik sitelerde aktarılan (doğru ya da yanlış) türkü
sözleri alınarak ve »internet derlemeleri« gibi folklora yeni bir dal
kazandıran birileri bu verilerden kitap »yazmakta« ve gerçekten bunları
pazarlayabilmektedir.
Başka birileri bu ortamda yağmaladığı bilgileri hiçbir ahlaki değere saygı
göstermeksizin kullanabilmektedir. Örneğin birileri (bunların adları ileride
açıklanacak) başka birinin yıllarını vererek hazırladığı ve belgelediği
çalışmalarını aynen alarak kendi adına aktarabilmektedir. İçine eklediği bir
iki cümle ile de kendisinin bu insanlara (sözgelimi falan aşığa, filan
şaire) ne denli saygı gösterdiğini ve bunun da bu saygının bir göstergesi
olarak hazırlandığını yazabilmektedir. Buna pişkinlik mi demeli başka bir
şey mi anlamak zor. Buna çok tipik ve güncel bir örnek olası açısından
aşağıdaki yazışmayı eklemek uygun olacaktır:
Hazırladığı verilerin (bilgi, fotoğraf vs.) tümüyle alınarak ayın kişi adına
oluşturulan sitedeki mail adresine yazılan şu:
»Merhaba,
XY ya da başka biri için birşeyler yapmak güzel. Ancak bütün bu işler
birinin emeğine dürüstçe saygı göstererek olur.
Umarım yeterince açıklayıcı olmuştur.«
İsim
www.XY.com
Gelen cevap şöyle: (Yazıdaki hatalar aynen alınmıştır.)
»Kimsiniz necisiniz bilmizorum lakin beyhude bir mesaj attiginiz belli
oluyor. Saglicakla kalin«
Oysa maili yazanın açık adı ve mail adresi görünmekte.
Yine başka bir aşığa ilişkin, yalnızca bir aşığa ilişkin yapılan bir
taramada. Yüzlerce özel ve tüzel sitede, gazete, kurum vs. sitesinde ilgili
yerden izinsiz ve hiçbir kaynak belirtilmeden alınan yazı, fotoğraf
bulunmakta. Milliyet, Hürriyet ve Zaman gazeteleri hem kedilerine özgü
anlatımlar, hem de başka fotoğraflar kullanmış. Tek kaynak belirtenler ise
NTV, CNBC. İşte hepsi bu kadar. Ötekilerdeki verilerin ise nereden
aktarıldığına ilişkin en küçük bir ipucu bile yok.
Oysa bu yazılar çokça, kişiye özel bir tavırla ifade edilmiş, fotoğrafların
asılları mahkemeye sunulmaya hazır kanıt olarak beklemekte.
Burada değinilmek istenen herhangi bir açık gözleyip çıkar sağlamak değil
kesinlikle. Yalnızca kaynak göstermek kadar basit bir dürüstlüğü beklemek
aslında.
Bu yazı belirli açıklamalarla sürecek.
1 Bütün bu örnekler bilgiden korkmak, »toplumun
yararı için« bilgiyi sınırlamak, denetlemek gibi algılanmamalıdır. Her ne
olursa olsun özgürlüğü kısıtlayıcı bir mantığa varan hiçbir »özür« özür
olarak kabul edilemez. Çünkü bu, toplumu korumak için darbe yapmaktan,
»halkın cahilliği« gerekçesiyle halka rağmen onun için iyi şeyler yapmaya
dek çeşitli biçimlerde örneklendirilebilir. Onun için bu yazıda öne
çıkarılan olumsuzluklar, başka olumsuzlukları haklı çıkarmaya ilişkin
gerekçe olarak algılanmamalıdır.
2 Burada değinilmek istenen bazı efsanelerin, anlatıların vs. halk
içinde çeşitli nedenlerle yayılıp başka alanlara da maledilmesine dönüşen
süreç değildir. Yani bir sürü Yunus Emre mezarının bulunması, birçok
Karac’oğlan’ın, Pir Sultan’ın yaşadığının kabul edilmesi
halkın bu duyguları benimseyip kendine yakıştırmasıyla açıklanabilir.
©
Bekir
Karadeniz &
Orhan
Bahçıvan
|
|
|
|